Ben hiç olamadım bu kentte senden sonra
Karışamadım kalabalığına
Yürüyemedim değil belki sokaklarında
Ama yürütemedim sensizliği
Hani o gittiğin günden beri
Ne Pierre Loti zevk verdi eskisi gibi
Ne de Gülhane...
Artık Haydarpaşa gülümseyerek bakmıyor karşıya geçerken
Kız Kulesi eskisi gibi ihtişamlı görünmüyor gözüme
Balık ekmeğin tadı yok sensiz Eminönü'nde
Galata'da içilen biralar haram...
Çamlıca'nın manzarası sensizliği gösteriyor sadece
Senin kahkahaların olmadan Nevizade'nin tadı yok
Ya Kadıköy'e ne demeli?
Şimdi tam da kar yağmaya başlamışken...
Sen severdin karda dolaşmayı
Üşürdük beraber bu şehrin sokaklarında
Şimdiyse
Bembeyaz karlar düşerken kapkaranlık geceye
Ben yine özlemimle başbaşa
Sana hasret sana tutsak...
Sessizlik içinde bir hayaldeyim
İçimde sensizlik
Sen sesimdin benim
Şimdi sensiz gecelerde
Kabusum bu sessizlik...
27 Aralık 2013 Cuma
6 Kasım 2013 Çarşamba
ÖLÜMCÜL AŞK
Bu sefer çok kötü tartışmışlardı.Tek kelime bile etmeden çıkıp gitmişti.Daha önce hiç onu bırakıp gittiği olmamıştı.Bu bir ilkti.Evet çok kızmış olmalıydı.
Peki şimdi ne yapmalıydı?Peşinden koşup yalvarmalı mı yoksa böylece oturup beklemeli mi?Seviyordu evet,dünyalara değişmezdi.Onsuz yaşayamayacağını biliyordu.Ama gel gör ki gurur vardı işin içinde.Bir erkeğin peşinden koşacak değildi ya.Ama o sıradan bir erkek değildi ki,sevdiği adamdı.Peşinden gitmek istemiyordu ama başka bir yolu olmalıydı.O sıra gözü masanın üzerinde duran telefona kaydı.Arasa mıydı acaba?Ne diyecekti?Hem neden gitmişti ki?Hani ölüm bile ayıramayacaktı onları.Söz vermemişler miydi?
Ne olursa olsun vazgeçemeyeceğini biliyordu.Tam arama tuşuna basarken fark etti dışarıdaki gürültüyü.Tam o anda içine bir burukluk çöktü.Dışarısı ana baba günü gibiydi.Her yerde polisler ve insanlar.Telefon hala çalıyordu ama cevap veren yoktu.İşte o anda koşarak çıktı evden.
Aşağıya indiğinde bir taksi şoförünün söylediklerini duydu ilk."Ne olduğunu anlamadım,birden önüme çıktı,delirmiş gibiydi,duramadım." diyordu. Bir başkası "Ambülansa haber verdik ama adam ölmüş." diyordu.İçine bir acı çöktü,kalabalığı yararak ilerledi.Durdurmaya çalışan polisleri atlatıp,yerde yatan cesete ulaştığında her yerin karardığını hissetti.
Kimseyi duymuyordu artık.Tüm sesler birbirine girmişti.Sevdiği adamın cansız vücudu gözlerinin içine bakıyordu.Bir damla yaş süzüldü gözlerinden ve o anda bütün bakışları üzerinde toplayan bir çığlık yükseldi dudaklarından.Kendinde değildi artık.Sevdiği adama sarılmış,bağırıyor,çığlıklar atarak ağlıyordu.
İki kişi kollarına girip zorla ayırdılar onu yerde öylece cansız yatan sevdiğinden."Yakını mısınız?" diye sordular.Polis olmalıydılar.
Gözleri boşluğa bakıyordu.Öne doğru iki adım attı.Alandaki hiç kimseden çıt çıkmıyordu.Durdu.Polislere döndü."Gidemez." dedi."Beni böyle bırakıp gidemez.Nasıl yapar bunu?"
Aniden koşmaya başladı.Daha iki adım atmıştı ki siren sesiyle karışan acı bir fren sesi duyuldu.Kafasını kaldırıp ambülansı gördüğünde artık çok geçti.
Gözlerini açtığında kalabalık kendi başında toplanmıştı bu sefer.Bir hemşire"İyi olacaksın,sadece sakin olmalısın." diyordu.İşaret parmağını hemşirenin dudaklarına götürdü ve "Bırakın." dedi."Bir defa daha ayırmayın bizi."
O anda kapandı gözleri ve kafası usulca yana düştü...
Sözlerini tutmuşlardı işte.Ölüm bile ayıramamıştı onları...
Peki şimdi ne yapmalıydı?Peşinden koşup yalvarmalı mı yoksa böylece oturup beklemeli mi?Seviyordu evet,dünyalara değişmezdi.Onsuz yaşayamayacağını biliyordu.Ama gel gör ki gurur vardı işin içinde.Bir erkeğin peşinden koşacak değildi ya.Ama o sıradan bir erkek değildi ki,sevdiği adamdı.Peşinden gitmek istemiyordu ama başka bir yolu olmalıydı.O sıra gözü masanın üzerinde duran telefona kaydı.Arasa mıydı acaba?Ne diyecekti?Hem neden gitmişti ki?Hani ölüm bile ayıramayacaktı onları.Söz vermemişler miydi?
Ne olursa olsun vazgeçemeyeceğini biliyordu.Tam arama tuşuna basarken fark etti dışarıdaki gürültüyü.Tam o anda içine bir burukluk çöktü.Dışarısı ana baba günü gibiydi.Her yerde polisler ve insanlar.Telefon hala çalıyordu ama cevap veren yoktu.İşte o anda koşarak çıktı evden.
Aşağıya indiğinde bir taksi şoförünün söylediklerini duydu ilk."Ne olduğunu anlamadım,birden önüme çıktı,delirmiş gibiydi,duramadım." diyordu. Bir başkası "Ambülansa haber verdik ama adam ölmüş." diyordu.İçine bir acı çöktü,kalabalığı yararak ilerledi.Durdurmaya çalışan polisleri atlatıp,yerde yatan cesete ulaştığında her yerin karardığını hissetti.
Kimseyi duymuyordu artık.Tüm sesler birbirine girmişti.Sevdiği adamın cansız vücudu gözlerinin içine bakıyordu.Bir damla yaş süzüldü gözlerinden ve o anda bütün bakışları üzerinde toplayan bir çığlık yükseldi dudaklarından.Kendinde değildi artık.Sevdiği adama sarılmış,bağırıyor,çığlıklar atarak ağlıyordu.
İki kişi kollarına girip zorla ayırdılar onu yerde öylece cansız yatan sevdiğinden."Yakını mısınız?" diye sordular.Polis olmalıydılar.
Gözleri boşluğa bakıyordu.Öne doğru iki adım attı.Alandaki hiç kimseden çıt çıkmıyordu.Durdu.Polislere döndü."Gidemez." dedi."Beni böyle bırakıp gidemez.Nasıl yapar bunu?"
Aniden koşmaya başladı.Daha iki adım atmıştı ki siren sesiyle karışan acı bir fren sesi duyuldu.Kafasını kaldırıp ambülansı gördüğünde artık çok geçti.
Gözlerini açtığında kalabalık kendi başında toplanmıştı bu sefer.Bir hemşire"İyi olacaksın,sadece sakin olmalısın." diyordu.İşaret parmağını hemşirenin dudaklarına götürdü ve "Bırakın." dedi."Bir defa daha ayırmayın bizi."
O anda kapandı gözleri ve kafası usulca yana düştü...
Sözlerini tutmuşlardı işte.Ölüm bile ayıramamıştı onları...
4 Kasım 2013 Pazartesi
Bizim Sınıf
Şirin bir kentin sınırlı imkanlarında yaşanılan bir üniversite döneminin ardından güzel zamanlar geçirilen bahçedeki son beraber fotoğraf... Hatıralar şimdi siyah beyaz karelerde...
Dostlara Selam Olsun
Hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel günler arasındaki yerini daima koruyacak olan üniversite yıllarının son demleri... İçimiz buruk olsa da bir arada olmanın getirdiği gülücükler yerleşmiş yüzlerimize... Önümüzde biralarımız, güzel günlere içiyoruz...
12 Haziran 2013 Çarşamba
ÇAPULCUYUZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ...
Bugün taksimdeydim,,gezi parkında dolaştım halk birlik beraberlik içinde olaysız bir şekilde gezideydi...Kimileri çadırlarında kimileri çimenlerin üzerinde uyuyor,kimileri kitap okuyor,kimileri kendi aralarında sohbet ediyorlardı...Ama sadece halk vardı gezide...Polis AKM önünde barikat kurmuş sakin bir şekilde bekliyordu,tomalar park halindeydi...Meydanda provokatörler, yasa dışı örgütler de vardı tabi ama halkın onlarla alakası yoktu...Her şey yolundayken birdenbire meydana ve gezi parkının içine gaz bombaları yağmaya başladı... Müdahale olmayacak geziye herhangi bir müdahale söz konusu değil,oradaki gençler bizim kardeşlerimizdir yalanları da böylece suya düşmüş oldu...Şimdi ise çocuklarınızı buradan alın çünkü şu andan itibaren can güvenlikleri yoktur açıklamaları yapılıyor...Eyvallah da neden o zaman halkın polisi halkı çevreleyip onları provokasyonlardan korumak,provokatörlere müdahale etmek yerine direk sadece halkın olduğu gezi parkını hedef aldı gaz bombası atarken??? Neden avukatlar, doktorlar gözaltına alınırken provokatörler hala meydanlarda??? Provokatörlerle, yasa dışı örgütlerle,marjinal gruplarla gezi parkındaki vatandaşlarımızı,halkımızı bir tutamayız oyuna gelmeyin, keşke gezide olsak halkımızı dinlesek diyerek her fırsatta halkı ayrı tutanlar sıra gaz bombası atmaya geldiğinde neden halkı ayrı tutamıyorlar??? Tabi ki de kim halktan kim provokatör o anda bilemezsin ama bunun tek yolu bu mudur??? İstenilse o provokatörler yakalanamaz mı istenilse halktan ayrı tutulamaz mı??? Halk zaten her fırsatta provokasyona gelmeyelim, polise taş atmayalım, haklıyken haksız duruma düşmeyelim diyerek provokatörleri kendi arasından ayrıştırıyor... Poliste bunu yapsa provokatörlerle halk şak diye ayrıştırılamaz mı??? İstenildikten sonra olur elbette ama olması bazılarının işine gelmiyor... Sen meydandaki provokatörlerin olaylarına müdahaleyi geziye gaz bombası atarak başlatırsan kusura bakma da kimse bunu yemez... Şu saatten sonra hiç kimse halk bizim halkımız, bizim halkla bir alıp veremediğimiz yok, biz %50'nin değil %100'ün hükümetiyiz, gezideki gençler bizim kardeşlerimizdir palavraları atmasınlar... Biz 11 yıldır sizin yalanlarınıza doyduk artık... Kara bulutlar gibi çöktünüz güzel ülkemizin üzerine... Bu halkın tek bir isteği var artık... GÖLGE ETMEYİN BAŞKA İHSAN İSTEMİYORUZ!!!
1 Mart 2013 Cuma
Yağmur
Evde derin bir sessizlik,
Aniden yanıp sönen bir ışık var.
Ve ardından
O sessizliği yaran bir gök gürültüsü.
Yağmur yağıyor
Ve ben yalnızım...
Göğün gürültüsü ses olsa bana
Şimşekler çaksa yalnızlığıma
Ve yağmur alıp götürse
Sürüklese sular beni
Aşkın sıcaklığına...
Yağ yağmur yağ
Yağ bu gece yalnızlığıma!
Aniden yanıp sönen bir ışık var.
Ve ardından
O sessizliği yaran bir gök gürültüsü.
Yağmur yağıyor
Ve ben yalnızım...
Göğün gürültüsü ses olsa bana
Şimşekler çaksa yalnızlığıma
Ve yağmur alıp götürse
Sürüklese sular beni
Aşkın sıcaklığına...
Yağ yağmur yağ
Yağ bu gece yalnızlığıma!
28 Şubat 2013 Perşembe
Aşkına
Gecenin sessizliğini dinliyorum
Rüzgar kulağıma seni fısıldıyor
Ve senin sinirlenmenle gürlüyor gök
Sinirlisin, çok sinirlisin
O kadar sinirlisin ki
Dalgalar kıyıya vuruyor bu gece...
Ve ben çaresizce seni dinliyorum.
Üzerime akıyor gözyaşların birer yağmur damlası
Ama sinirinden ağlıyorsun biliyorum
Seni yatıştırmak istiyorum
Ama elimde değil, n'apabilirim?
Çaresiz bütün gece bekliyorum.
Bir ara dalmışım, hatırlamıyorum.
Uyurken çok masum oluyorum galiba
Uyandığımda her şey normale dönmüştü
Doğan güneşte gülümsüyordun bana
Ve o kadar güzeldin ki
Bakamıyordum sana.
Rüzgar kulağıma seni fısıldıyor
Ve senin sinirlenmenle gürlüyor gök
Sinirlisin, çok sinirlisin
O kadar sinirlisin ki
Dalgalar kıyıya vuruyor bu gece...
Ve ben çaresizce seni dinliyorum.
Üzerime akıyor gözyaşların birer yağmur damlası
Ama sinirinden ağlıyorsun biliyorum
Seni yatıştırmak istiyorum
Ama elimde değil, n'apabilirim?
Çaresiz bütün gece bekliyorum.
Bir ara dalmışım, hatırlamıyorum.
Uyurken çok masum oluyorum galiba
Uyandığımda her şey normale dönmüştü
Doğan güneşte gülümsüyordun bana
Ve o kadar güzeldin ki
Bakamıyordum sana.
27 Şubat 2013 Çarşamba
Meleğime
Bir köy var;
Bahçesinde oyunlar oynadığım,
En güzel yaşlarımdan hatıralar sakladığım.
Bir yol var;
O köye ulaşmak için yürüdüğüm,
Her adımda biraz daha büyüdüğüm.
Ve bir de sen varsın;
O yolda adım atarken tek düşündüğüm,
Ve görünce en çok mutlu olduğum.
Sana gelmekti en mutlu eden
Seni görüp elini öpmek
Yavrum diyerek sarıldığında
Sevgiyi kalbimde hissetmek
Senin her bakışında
Hayata biraz daha bağlanıp
İyi ki varsın demek...
Ey köyümün en güzel sesi
Bebekliğimin, çocukluğumun, gençliğimin neşesi
Hayatımdaki en büyük gurur köşesi
Sana aittir annemin annesi...
15 Şubat 2013 Cuma
Sevmek...
Sevmek... Dünyanın en güzel hissi şüphesiz. Hayatı yaşamaya değer kılıp, insana yaşama sevinci veren duygu. Hani bir Ayşecik filminde hep bir ağızdan söylüyorlarya: ''Hayat sevince güzel''... Aynen öyle... Sevince her şey farklı görünür insana. En ufak şey bile mutlu eder. Birini sevmek ya da bir eşyayı,bir hayvanı ya da bir yeri sevmek... Sevdiğin şey ne olursa olsun içinde bir şeyler kıpır kıpır oluyorsa; onu gördüğünde, adını duyduğunda kalbin hızlı çarpmaya başlıyorsa tamamdır.
İyi de sevgi nedir peki? İnsan bir şeyi ya da bir yeri neden sever? Ya da bir neden aranmalı mıdır sevgiye? Karşılıklı olması mı gerekir yoksa karşılık beklemez mi? Bir şehri sevdiğinizde şehir de sizi sever mi ki? Ya da birini sevdiğinizde onun da sizi seviyor olması sevginizi artırır mı? Sevgi ısmarlama mıdır yoksa nokta atışı mı?
Ne olursa olsun insan bir şeyi severken o olduğu için sever. Bir şey beklemez karşılığında. Tamam, karşılıklı olursa daha da bir sarar insanı ama aslında bir beklentisi yoktur sevginin. İşte bu nedenle karşılıksız sevmeli insan.
Siz de sevin... Yaşadığınız evi sevin, şehrinizi sevin, odanızı, yatağınızı sevin. Sizi bazen bıktıran küçük kardeşinizi sevin. İşinizi sevin... Ve tabi ki insanları sevin. Bir şey beklemeden, sadece insan oldukları için.
Unutmayın, sevdikçe sevilir insan...
Sevgiyle kalın...
İyi de sevgi nedir peki? İnsan bir şeyi ya da bir yeri neden sever? Ya da bir neden aranmalı mıdır sevgiye? Karşılıklı olması mı gerekir yoksa karşılık beklemez mi? Bir şehri sevdiğinizde şehir de sizi sever mi ki? Ya da birini sevdiğinizde onun da sizi seviyor olması sevginizi artırır mı? Sevgi ısmarlama mıdır yoksa nokta atışı mı?
Ne olursa olsun insan bir şeyi severken o olduğu için sever. Bir şey beklemez karşılığında. Tamam, karşılıklı olursa daha da bir sarar insanı ama aslında bir beklentisi yoktur sevginin. İşte bu nedenle karşılıksız sevmeli insan.
Siz de sevin... Yaşadığınız evi sevin, şehrinizi sevin, odanızı, yatağınızı sevin. Sizi bazen bıktıran küçük kardeşinizi sevin. İşinizi sevin... Ve tabi ki insanları sevin. Bir şey beklemeden, sadece insan oldukları için.
Unutmayın, sevdikçe sevilir insan...
Sevgiyle kalın...
Seni Düşünüyorum
gecenin sessizliğini dinliyorum yine
önce yaprakların hışırtısında duyuyorum sesini
sonra ellerinin sıcaklığıyla okşuyor rüzgar bedenimi
bu gece yine seni düşünüyorum...
önce yaprakların hışırtısında duyuyorum sesini
sonra ellerinin sıcaklığıyla okşuyor rüzgar bedenimi
bu gece yine seni düşünüyorum...
14 Şubat 2013 Perşembe
Sensizliğime Yanarken
Yüreğimden bir damla düştü bu gece gözlerime
Bir parça hüzün kapladı her yerimi
Bir sigara yakıp dumanında resmini çizdim
Seni içtim,seni çektim ciğerlerime
En derinde hissettim
Sana merhaba dediğim ilk gün geldi aklıma
Ve sonra elveda bile diyemediğim son gün
Yokluğuna isyan ettim...
Senden çıktım yola yine sana vardım
Ama orda bir tek ben vardım
Tıpkı şimdi olduğu gibi...
Oysa sen farklıydın
Bir mekeltin uçtun gittin
Herşey gibi sen de bittin...
13 Şubat 2013 Çarşamba
Aşkına Sone
I
şimdi gidiyorum...
ve bir gün dönersem eğer
yeşil bir örtünün altındaki tahtadan bir kafeste
sakın ağlama sevdiğim...
bil ki bu kalp her zaman seni sevdi,
bil ki bu dudaklardan ismin
bir an bile eksilmedi...
II
ve konuştu tabut:
''dikkat edin'' dedi
''dikkat edin bu tabutun içindeki sevgiyi taşıyamayabilirsiniz''
vücuduna saplanan kurşuna bile
sevgisi sinmişti
ve gözlerine perde
onun silueti şeklinde inmişti...
şimdi gidiyorum...
ve bir gün dönersem eğer
yeşil bir örtünün altındaki tahtadan bir kafeste
sakın ağlama sevdiğim...
bil ki bu kalp her zaman seni sevdi,
bil ki bu dudaklardan ismin
bir an bile eksilmedi...
II
ve konuştu tabut:
''dikkat edin'' dedi
''dikkat edin bu tabutun içindeki sevgiyi taşıyamayabilirsiniz''
vücuduna saplanan kurşuna bile
sevgisi sinmişti
ve gözlerine perde
onun silueti şeklinde inmişti...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


